16 Kasım 2008 Pazar

miss çilek'ten chester ve en son çantalar


sevgili missçileğin sayfasına konuk oldum dün akşam.ve o andan itibarek akılma düştü bu güzeller..hazır bu sabah sevgili lulumu kahvaltıya beklerken ve o hazır diyetteyken))))(maksat işkence olsundu))mutlaka pişirmeliydim...

sabahın 8.30 unda kalktım demliği ocağa koydum hemen ..çünkü lulum saat 9 da bende olacağını söylemişti...çay oladursun lulu gelse bile hem sohbet eder (sohbet konusu tabii ki blogcu dedikoduları !! bilhassa sofraözlemi , halenzeözlemi ,ninoözlemi)) dedikoduları... (ninonunki çakma özlem oldu ama ahengi bozmamak adına)))) hem de güzelleri fırına atıp tereyağ kokusunu birlikte ciğerlerimize çekerken incebelliyle birer çay içeriz dedim..
önce çay demlendi,yumurtalar haşlandı..(diyette yumurta günüymüş lulumun )..ardından kahvaltılıklar masaya....tereyağ kokusu evi sardı....chesterlar kabardııı ...piştiiii....lakin luludan ses yok....saat 11 oldu ..msni açtım.. ( cepsizim bu aralar)..
çevrimdışıyken bir ileti aldınız;
''aplaaaaaaaaa ben gelemiyorum!!''haydaaaa..

tabi alt kalır mıyım ? ben de çevrimdışı ileti yazdım..bilimum aramızda kalması gereken!! güzel sözcükleri serdedip gittim))

şimdi ben biliyorum ''oh iyi ki gelmemişim ..diyetime halel gelecekmiş'' tarzında bi de bana çıkışacak))işin doğrusu haklı da , çünkü bu güzellikler diyet miyet bırakmaz adamda))

bu arada lulum elini yakmış sabah ((gelememesinin sebebi de buymuş.çook geçmiş olsun lulum..

chester tarifi ve çook daha yakışıklı resimler için sizi missçileğe bağlıyorum.tıklayın ve mutlaka bu enfes chesterları siz de deneyin ...

bu arada çanta dikmeye devam ediyorum tabii ki...bunlar da son diktiklerim;

dombili çantanın keçeden oluşturulmuş çiçeği;


dombili çantanın kendisi;

dombili çantanın arkadan görünüşü;

üç kuruş fazla olsun kırmızı olsun!! mantığıyla tasarladığım çanta)aynı zamanda ilk keçe denemem;


nino için tasarladığım çanta.henüz en son haline karar veremedik .haydi siz de fikir verin bakalım ne çıkacak ortaya;



12 Kasım 2008 Çarşamba

kurtar bizi obama !!! çantalarım

Son günlerde global dünyamızdan ortak bir çığlık yükseliyor; KURTAR BİZİ OBAMA!!!! şeklinde:))))

Dün akşam benim oğlan evde '' oooo bamaaa oooo bamaaaa!!'' diye bağırıp geziyodu.
-''oğlum sen biliyo musun oooo bama kim?''dedim.cevap ;
-ı ıh!!! ''..''
-obama amerikanın yeni devlet başkanı '' deyince
-''hııı!!''dedi düşünceli bir tavırla..
-''kötülerin başkanı mı?''..

Ona bir ülkenin yöneticilerinin yanlış uygulamalarının yönettiği halkın da kötü olduğu anlamına gelmediğini anlatmaya çalıştım ama bu uygulamaların çocuk gözünde bu şekilde değerlendirilmesi de tam bir ibretti yani..
Hazır Obama'nın kabul vaktiyken ben de tam fırsatı dedim.yükselen çığlıklar içinde belki benimkini de duyar eskaza:))

- Obama ben de kendi markamla çanta store açmak istiyorum.mümkünse benim beyi bu konuda ikna eder misin?söz senin first leydiye de(henüz adını tam öğrenemedim de)) şööle afilli bi çanta dikecem bu işimi görürsen:))
ayrıca a elin değmişken şu bizim sokağı yine kazan ekibe de bi kızar mısın hallaç pamuguna döndü sokak yine
benim oğlan da ödev konusunda çok mızıkçılık ediyo obama amcası ona bi çatık kaşlı ''hımmm!!''yapar mısın
son olarakta teyzemin ortanca torununu seni çok seviyomuş ona da bi el sallar mısın))



















09 Kasım 2008 Pazar

anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al))mercimek çorbası



çok zamandır kafamda bir proje var.yok yok öyle toplumsal bir hareket değil bu))anasına bak kızını al tarzında tamamen kişisel bir proje.(hoç benim kız bana hiç ama hiç benzemez ama))..hani hepinizin arşivinde bulunan çok ilgi görmeyeceğini düşündüğüm ve fakat sofralarımızın olmazsa olmazları olan yemeklerin tariflerini ben kızıma ve oğluma hatta faydalanmak isterlerse şayet gelecekteki damadıma ve gelinime hitaben yazmak istiyorum..hani yaşar da o günleri görebilirsem çok mutlu olacağım tabii ki lakin insan kuş misali demişler..konduk ,iyi ama göçmekte an meselesi...tmm! acitasyonumsu oldu bu kısım))

şimdi, adı geçen şahıslara kısaca hitabetikten sonra tarife geçiyorum;

canım kızım, bu satırları okuduğunda'' inanamıyorum!burdada mı karşıma çıktın anneee!!''tarzında bir serzenişte bulunabilirsin ama nasıl derler bilirsin iyi bir anne bazen terş köşeden de pörtleyiverip daima çocuklarının ensesinde olduğunu hissettirebilen annedir!!!


canım oğlum henüz çok küçüksün.. şu an için mercimek çorbası pişirmek bir yana neredeyse pişirdiğim çorbayı bile sana kaşık kaşık ben içiriyor olabilirim.ama bir gün gelecek ve sen eşine''ahh ahh nerde annemin mercimek çorbası ,nerde seninki!!''dediğinde ve eşin hıh!!deyip küsüp gittiğinde en azından elinde annenin çorbasına ait bir tarif olsun dimi annecim))).zaten çok doğaldır ki eşin benim yani anneciğin kadar iyi yemek pişiremeyecek)))o yüzden istedigin zaman açıp annenin sayfasına bakabilir istediğini pişirebilirsin...(ehem ehem gelini de böylelikle ekarte ettim)))


sevgili damat,kayınvalidelerin damatlarını pek bi sevdikleri söylenir.(herhalde kızlarının onun elinde olmasının bunda hiç payı yoktur)))yok canııım kesinlikle yoktur))


vee sevgili gelinim..daha şimdiden ben oğlumu nasıl elin kızıyla paylaşacağım gibi endişeler taşısam da sanırım oğlum büyüyüp evlenene kadar geçen süreçte ben bu fikre kendimi alıştırmış olurum.yoksa vay haline))

(az daha uğraşırsam kız da oğlan da müzmin bekarlar zümresine dahil olacaklar)..

vee tarif;

1 kase mercimek (iyisinden al hıı damat,gelin sende oğlumun aldığı mercimekleri heder etme !!

kesin edersin amaaa neyse))

3 yemek kaşığı pirinç

2yemek kaşığı domates salçası (zamanı geldiğinde alacağınız markaları liste halinde belirtirim ben ))))

1 adet soğan(bütün halde koyup piştikten sonra çıkarabileceğiniz gibi yemeklikte doğrayabilirsiniz.(kızım sen bütün halde at.gelin sen doğra))

bir yemek kaşığı tuz

1 litre etsuyu (sakın kolayına kaçıp etsuyu tabletleri alıp kullanmayın hıı!!oturun evde kemik kaynatın dondurucuya atın )o da yoksa çeşme suyuna müracaat edin.
2 yemek kaşığı tereyağ,bir kaşık sıvıyağ(et suyu kulanacaksanız tereyağ miktarını azaltabilirsiniz.
şimdi şayet etsuyumuz varsa onu kaynatıp içine yıkadığımız mercimek ve pirinci ekleyip tuzsuzsa tuzunu katıyoruz... bir adet soğanı da bütün halde içine atıp (ööle çok havadan atmayın tabii ne üst kalır ne baş ne de ocak))düdüklü tencerede kaynadıktan itibaren 10 dakika kadar haşlıyoruz.mercimek haşlanırken tavada ısıttığımız tereyağ&sıvıyağ ikilisine salçamızı ekleyip kavuruyoruz .pişen harca bir yemek kaşığı kadar kuru naneyi ekleyip karıştırıyoruz. sonra düdüklü tenceremizin havasını alıp terayağlı harcı çorbaya iyice karıştırarak ekliyoruz...servis sırasında arzu edilen bahartalarla daha da bir tatlandırıyoruz ve afiyetle içiyoruz çorbamızı...

ikinci alternatifimiz ise;




sıvıyağ&terayağ ikilisini düdüklü tencerede ısıtırken arada soğanı yemeklik doğruyoruz içine.soğan kavrulunca salçamızı ekliyoruz.ardından yıkadığımız mercimek&pirinç ikilisine de ekleyip azıcık karıştırıyoruz ardından 1 litre kaynamış suyu döküp tuzunu da ekleyip kaynamasını bekledikten sonra düdüklü tenceremizin kapağını kapatıyoruz.(kaynamasını bekliyoruz çünkü kaynamadan kapattığımızda mercimekler suyun altında kalıp dibine yapışabiliyorlar).yine kaynadıktan itibaren 10 dakika pişiriyor ve soğumaya bırakıyoruz.pişen çorbamıza servis ederken nane ve pul biber ekiyoruz..afiyet olsuun...

07 Kasım 2008 Cuma

nan-i afghani

nan-i afghani yani afgan ekmeği tarifini bundan 2 buçuk yıl kadar evvel henüz bir blog sahibi değilken dolaştığım yemek bloglarından birinden zeytinağacı ndan almıştım.uzak kültürlere özellikle de üçüncü dünya ülkesi olarak kabul gören çok fazla ellenmemiş ülkelerin kültürlerine duydugum merak yüzünden mutlaka denenmesi gerek bir tarifti benim için.denedim de çok kereler..özellikle misarifli sabah kahvaltıları için çok hoş bir alternatif olmakla birlikte canımızın istediği her zamanda severek pişirdiğim bir ekmek türü oldu.

evde pişmiş sıcacık ekmeğe bir de zeytinyağının verdiği gevreklik olayı iki kat daha cazip hale getiriyor.aslında bundan bir süre evvel sevgili misssden aldığım focacciaya oldukça benzer bir ekmek.bu sefer baharat olayına girmedim sadece))

bu da farklı bir zamanda pişirdiğim afgan ekmeği.tek farkı boyut olarak diğerlerinden büyük olması ..
tarifi aynen kopyalıyorum zeytinağacından;
1.5 su bardağı ılık su
7 gr. kuru maya (ben 1 pk instant mayayı bastım içine)
1 küp şeker
4 bardak un
1/4 su bardağı zeytinyağı
1 yumurta sarısı
üzerine serpiştirmek için çörek otu
tuz Yapılışı
Mayayı hamur kabına alıp 1.5 bardak suyun birazıyla ,şekeri ekleyip 10 dakika bekletin. Üzeri köpük köpük olup kabarınca, zeytinyağı katıp karıştırın.Un ve tuzu mayalı karışıma ekleyin.
Kalan suyu da azar azar ekleyerek hamuru yoğurun gerekirse fazladan su ilave edin.Hafif ele yapışan bir hamur elde ettikten sonra 15 dakika dinlenmeye bırakın. Sonra tekrar yoğurun.Hamur elastik olunca üzerini kapatıp 1-1.5 saat mayalandırın.
Mayalana hamuru 8 eşit parçaya bölüp , parçaları yuvarlayın.
Her bir hamur topunu 9-10 cm uzunluğunda 1/2 cm kalınlığında oval şekil vererek açın.Üzerini çatalla çizin , yumurta sarısı sürüp, çörek otu serpiştirin. 190 derece fırında 25- 30 dakika pişirin.

afiyetler ballar şekerler olsunn)

02 Kasım 2008 Pazar

kabak çiçeği dolması

geçenki yumurtalı kabakçiçeği kavurmasında bahsetmiştim kabak çiçekleriyle dansımdan)en nihayet yazın sonunda kabak çiçeği dolmasını yiyebildim..bilirsiniz işte azimle çalışanın hikayesini))

ilkinde zaten geç kaldığım için bahçedeki kabak çiçekleri kapanmışlardı.soğanla kavurup yumurta kırdım yedik.iyiydi))ikincisinde sabahın köründe köstebek gibi gözlerim yarı kapalı toplayıp eve getirdim.mutfaga bırakıp yataga gömüldüm.niyetim uyanınca pişirmek..bi kaktım!!a!aaaa!!!aydınlığı görünce yine kapanmışlar....yine kavurup yumurta kırdım.ehh..fena değildi)))üçüncüsünde yine sabahın körü ben yine köstebek modunda bahçedeyim...topladım..eve getirdim..hiç ışık almayan bir odamız var kiler niyetine...bu kez oraya tıktım...ülenn!!odadaki saatide alıyorum ahanda kapanında görüm))tehdidini de salladıktan sonra yine yataga gömüldüm...ama bana mısın demediler..bunnar resmen canlı yaaa!!!veee tahmin ettiginiz gibi yine yumurtaya katık oldular.ama bu sefer kabak çiçeklerinin yakasından düşmem konusunda tehditvari ikazlar aldım))
bi süre düşmüş takliti yaptıktan sonra bi gece yatmadan zeytinyağlı içini hazır ettim...

bolca doğranmış soğanı yağda soteledikten sonra yine sevgili bahçemizde yetişen fıstık çamlardan elde ettiğim çamfıstıkları ekledim..pirincini ekleyip bilimum baharatını kattıktan sonra (yeni bahar,nane,kuşüzümü ki o baharata gitmez sanırsam)az bir suyla pişmeye bıraktım.tam bir miktar veremiyorum ama şu kadarını söyleyebilirim kabak çiçeklerinin iç hacmi küçük oldugundan bir tatlı kaşığı iç malzeme yeterli ..bu nedenle iç harcı fazla fazla yapmaya gerek yok.ben 20 küsür tane çiçek toplamıştım sanırsan bir buçuk bardak pirinç yeterli gelmişti..


kabak çiçeklerini narince akan suya tutup iç kısmındaki tohumsu çıkıntıyı koparıyoruz..iç malzememizi dolduruyoruz.resimde oldugu gibi kapatıp ;


yaglı kağıt yerleştirdigimiz tenceremize özene bözene dizip suyunu ekliyoruz..

yaklaşık bir 25 dakikalık hafif ateşte pişme sürecinden sonra servis ederken başımız döndüğü için resimlemeyi filan unutup afiyetle yiyoruz...bu durumda ancak tenceren çıkmış halini görebiliyorsunuz sizlerde))
ha bu arada linkini vermeyen 58 ayfer adlı arkadaş için yazıyorum;çantalarım ümraniyede şıkır şıkır adındaki butikte satılıyor.

24 Ekim 2008 Cuma

yine yeni çantalar




sanırım artık benim yavaşcana hobi bloglarına doğru uzamam gerekiyor..zaten yakın zamanda mutfakta ben yerine fare kardeşler faaliyete başlayacaklar.ben de onların işbaşısını beklerken vakti kullanıp çanta dikiyorum..açlığımı da sağolsunlar işte blogger kardeşlerin sayfalarına bakarak gideriyorum şu sıra.. sabah mesela ,cafe gusto ya gittim missler gibi işkembe çorbamı içtim) öğlende çalıştıgım odaya attığım bi kutu hazır kurabiyeden bikaç tane kemirdim. akşama mı? eh! zebra kebabı yapıcem artık)))


geçen gün ümraniye dolaylarını turlarken görüp çeke çeke eve getirdiğim kumaşları kombinledim.yoyolardan sonra aplike olayına da el attım.gece kumaşlarımı seyrederken birden aklıma geliverdi bu fikir.hemen uyguladım...ve sabahı zor ettim bir kaç çantaya daha uygulayabilmek hayaliyle) ..minik bir kesit ve içten bir bakış aşağıda;


aşağıdaki iki güzellikten turkuaz yoyolu olan benim (dayanamadım kullandım)) , siyah yoyolu olanı ise halenzeye gitti , kurye lulu vasıtasıyla..(halenze soğuk kış günlerinde hamzayı içine koyup uyutmak için boyutlarını büyük istemişti))

lulumbenim heşeyimmmm,ben onu çok severimmm...(bunu yazan leyya)))




aşağıdaki çanta da sevipte kavuşamayanlara gitsin!!(disalcim onlar için tatlı istemişti ama sevipte kavuşamayanın ağzının tadı mı kalır .tatlıyı (ki yuvarlanıpta mutfak kapısına denk gelirsem şayet) sevipte kavuşanlar için pişireceğim inşllh)
daha tamamlamam gereken yarım çantalar var..
ben yeni bi slogan buluncaya değin iki sütlü bi sadeyle kalın))

23 Ekim 2008 Perşembe

Blog ödülleri:)


















son günlerde bir arkadaşlık ödülü dolaşıyor bloglar arasında.aslında ödül olarak bi tepsi baklava ya da türk usulü çifte kavrulmuş lokum filan tercih edilirdi (en azından ululararası blog paltformunda türk bloggerların namı yürürdü:))ama napalım idare edecez artık bu sanal kağıtla:))
baana bu ödülü layık gören sevgili;
luluma
yemekyemeke
ninoya
nagehana
binbirçeşniye
teşekkürlerimi gönderdikten sonra...

şimdi ödül törenine geçiyoruzzz;

sevgili

papatyalulum (bu ödülü ona vermemde bana sürekli co-pilotluk yapmasının,ikide bir ayarlarını bozduğum sayfama ayar bacılık etmesinin,daha bugün bana bir filikir(flickr)sayfası oluşturmasının hiiiç ama hiiiiç bi etkisi yok, Allah sizi inandırsın:))))

biranne (içimi sımsıcacık ısıtan yazılarından dolayı...)

missszerrin (zaten bu alemde onu sevmeyen gitsin kendisini blogger köprüsünden aşağı atsın:))...bu ödülü ona vermemde bizi birbirimizden haberdar eden blogmanşet sayfasını oluşturmasının hiiç bir etkisi yoook:))

nartaneleri (namı diğer thesuuur.. bu ödülü ona vermemde hemşehri olmamızın ya da bir süre yorum yazmayı unuttuğumda gelip beni haşlamasının hiiç ama hiiç etkisi yook:))Allah sizi inandırsın)

halenze (bütün çabalarıma rağmen halenzenin ne demek olduğunu hala çözebilmiş değilim.gogıl a sorsam biliyorum direkt onun sayfaya yönlendirecek.ama benim analiz kurbanı olmaya hiiiç niyetim yok:))bu ödülü ona vermemde ilk müşterim olmasının hiiiç payı yoook))(aslında müşteri daima en iyi arkadaştır))

missçilek ( bir akşam vakti blogumu açtığımda onun tatlı sürpriz yorumuyla karşılaştım.ama bu sürprizin içimde papatyalar açtırmasıyla ödülün hiiiç alakası yok:))


bu arada nicedir kendisinden bahsetmek istediğim bir arkadaşımız var.eminim büyük çoğunluğunuz onun sayfasından haberdarsınız.(genellikle en son ben duyarım ).
sevgili yemekyemek sayfasının sahibi bir azeri arkadaşımız... sayfasına da kendi lisanıyla yazıyor..ilk kez ziyaret ettiğimde yabancı bir bloga girmiş gibi hissetiysem de bir süre sonra yazılı olanları rahatlıkla okuyup anlayabildiğimi farkettim..o gün bugündür de ziyaretçisiyim))henüz keşfedemeyenler var ise mutlaka ziyaret etmelerini öneriyorum.son olarak bu yazıyı yazmamın;onun bana arkadaşlık ödülü vermesiyle yada gizli gizli onun yazılarını okuyarak azerice öğrenmeye çalışmamla uzak yakın bi ilişkisi yokk))
(kendimi çok al gülüm-ver gülüm gördüm yawww))

17 Ekim 2008 Cuma

baklava yufkasından fıstıklı sarma

biliyorum ramazan bayramı geçeli çok zaman olmadı.bi çoğunuz henüz tatlıyı özlemediniz belki de..ama benim gibi bayramı yalnız, kimsesiz,hatta ziyaretçisiz,kulağı kapıda şeker toplamaya gelen çocuklara bile onur konuğu muamelesi yapanlar (henüz ağlamayanınız varsa kalbi katılaşmış !!ağlayanlar için peçete servisimiz vardır.ilgili linke tıklayınız:))) ilgili linkkkkk!!!
(eğer tıklayanınız varsa onun durumu daha bi vahimdir:))))) nerde kalmıştım,hıh bu tatlım bayramı yapayalnız geçirenler için olsun:))

yazmak istediğim bir mesele daha var.ama tatlıdan evvel mi ,sonra mı olsun, yoksa ortaya karışık şeklinde mi karar veremedim....

verdim:)) ;
şimdi baklava yufkasını kullanmayanımız kalmadı gibi birşey.(açmasını bilenler de zaten bu tatlıyı hoplaya zıplaya yapıyorlardır:))tarifte yufkaları birer birer alın ayırın kalanını yine poşetine koyun ki kurumasın diyordu.ve lakin tek bir yufkayı parçalamadan ayırıp hale yola koyuncaya kadar zaten olan oluyor..o yüzden ben hepsini açıp koydum önüme...üstten bi yaprak ayırmak içim çok çabaladım ama nafile.parçalanıyor.sanki gobek ikizi(böle bişey var mıydı:))ymiş gibi bir alttaki yaprakla birlikte geliyor elime.baktım tek tek başedemeyceğim ben de çifter çifter sardım.zaten ben öle cılız şeyleri sevmem .göz doldurmalı her ne olursa..
en üstteki yufkaya tereyağını fırça yardımıyla bolca sürdüm üzerine fıstıkları yaydım (tabii bunu resimleyeceğim için fazla fıstık serptim..ötükülere üvey evlat muamelesi yaptım):)))
alttaki yufkayla birlikte (ona yağ yokk!!)oklavaya sardım..sardım....sardım...çünkü uzun köşesinden sarmaya başlamıştım:))

sardığım yufkaları ellerimle fazla bastırmadan büzdüm...büzdümmm.büzdümmm...

ve dikkatlice tepsiye yerleştirdim.üzerine tereyağı döküp gezdirmek yerine fırçayla bolca sürdüm..

120 derece önceden ısıttıgım fırında 40 dakika kuruttum ama kızartmadım...

miktarlara gelirsek ;

benim tepsim küçük olduğu için yaklaşık 20 yufka işimi gördü.

200 gram kadar şamfıstık içi(cevizde olabilir)

150 gr kadar tereyağ (artanını mercimek çorbasında kullanabilirsiniz:)))

1 adet oklava( onu da fazla deliğe bucağa saklamayın.. arada eş ve çocuklar için gerekebiliyor:)))

şerbet için;

3 su bardağı şeker

3 su bardağı su

yarım limon (aslında ben 2 su 2.5 şeker yapmıştım..biraz çıtır oldu ama güzeldi hani:))çıtır isteyenler parantezin içine buyursunlar..))

**************

şimdi değinmek istediğim komik ve trajik (bana göre tabii) olay da lulumun geçen akşam anlattığı bir olay ki akıllara zarar:));

lulunun annesi el sanatları kursuna gidiyor.. sınıfında 19 yaşlarında bir kız var.kız geçenlerde annesine ;

-anneee!öğretmen ..... hanım benim çeyizlerimi görmek istiyor!! diyor.annesi de ;

-kızım o kadar eşyayı nasıl taşıyacaksın? diye soruyor.

-arkadaşımın babası gelip arabayla alacak !!diyor kız.annesi de kabul ediyor.

kız çeyizleri alıp çıkıyor evden ....veee ; kocaya kaçıyor!!!!!:)))))

biz epeyce kritiğini yaptık lulumla...güldük... dehşete kapıldık:)))kızın zekasına mı annenin saflığına mı hüküm versek bilemedik:))

şimdi bir bayat espriyle aranızdan ayrılıyorum.şöyle ki;

iki sütlü bi sade, hadi bana müsadeeee:)))

15 Ekim 2008 Çarşamba

Esranın anısına...





Benim pek tarih kavramım yoktur.ne ne zaman olmuş hatırlayamam pek.geçende luluyla sohbet ederken bu günlerde hatırıma düştü esra dedim o da sene-i devriyesi yaklaşıyor dedi...hatta zerrinin esra anısına yapmak istediği bazı şeyler var ama netleşmedi ben sana bildiririm dedi...nihayet missin sayfasında gördüm bir süre sonra..kendisini çocuklarına adamış bir öğretmen için bu kampanyadan daha anlamlısı olamazdı diye düşündüm...

esrayla hoş anılarımız oldu.ilk blogumu açtığım zaman bir blogun idaresi hakkında en ufak fikrim yoktu..sağolsun esra ve arkadaşım kayalık bu konuda bana çok yardımcı olmuşlardı...zorda kaldığımda hemen msni açıp Esraaaaaaaaaaa!!diye ciyakladığımda hemen gelip ilgilenirdi..ilk sayfamdaki şablon hala onun seçtiği şablondur..çoğu geceler kayalıkla birlikte sayfamda çalışma yaparlarken ben de sayfaya girip orayı burayı kurcaladığımda beni ''içerde çalışıyoruz.sen çık''diye kovalarlar ben de; ''kanal mı kazıyosunuz mübarekler''derdim..gülerdik:))

bol gülümseme ikonlu msn sohbetleri dışında onu evimde ağırlamakta nasiboldu bir yaz..gece geç vakte kadar verandada oturduk , bizim oraların rutubetli havası esraya dokunduğu için içeri girip çatıda sohbete devam ettik...bir kandil gecesiydi...onun yatırması gerek telefon faturası olduğu için ertesi gün 17 oo den evvel gitmeleri gerekti..ama otobüsü kaçırdık...atladık arabaya bastık gaza..otobüsü kovalıyoruz ama mübarek belediye otobüsü jet yakıtı almış gibi uçuyor:))tam yakaladık derken bu sefer de jandarmaya yakalandık.alelacele çıktığım için ehliyet falan almamışım.jandarma da çetin ceviz çıkmaz mı. ne dediysem nafile...otobüs sırra kadem bastıktan sonra bizim kayalık ehliyetinin yanında olduğunu hatırladı.indik şoför değiştirdik...ama kayalık yıllar var ki araba kullanmamış:)))tekleye tekleye virajı döndükten sonra aldım arabayı ve köy yollarında deli gibi sürat yapıp yakaladık otobüsü..esram bütün bu olaylar esnasında arka koltukta bir kuzu sessizliğiyle oturuyor sukunetini hiiiç bozmuyordu...neyse ..öpüştük koklaştık seneye yine buluşmak üzere ayrıldık...(dönüşte aynı jandarmayla iki saat süren polemiği hiç anlatmiyim..huysuz herif!!)

işte hayat böyle..ağlarken gülebilmek...ancak sevgiyle olur ...herhalde....

mevladan ona rahmetiyle muamele etmesini diliyorum.

sevgili saliha kardeşimiz esra için bir hatmi şerif organizasyonu başlattı.ilgilenenler ona mail ya da yorum kısmından ulaşabilirler....

14 Ekim 2008 Salı

kabak mücveri




demiştim yazın bahçenin kabaktan yıkıldığını.kaç kez çiçeklerini toplayıp kendi çapımda nüfus planlaması çalışmaları yapsam da tıpkı memleketimizin hali pür melali gibi pek bişey değişmedi))haliyle onları değerlendirmek gerekiyordu..


kimi zaman rende yapıp suyunu sıkaraktan, az sıvıyağda çevirip ,bol dereotu ve sarmısaklı yoğurtla tatlandırıp (ay ben size tarif verseydim!!!))üzerinde de kırmızı biber eşliğinde tükettik..

(bkz. aşağısı))




kimi zaman dolma (o konuya başka bir vakit gözatalım)...kızartma veee bazen de mücver...bunun dışında bilimum kabak yemekleri var elbet ama benim bizimkilere yedirebildiğim ancak kabağın yazdığım versiyonları...



salatanın tarifini çaktırmadan vermiş bulundum)) mücvere gelince ki aklıma geçenlerde sevgili emekli co_pilotum lulumun sayfasında görünce düşmüş bulundu...bahçeden hala hatrı sayılır miktarda kabak gelirken yapmak istedim. elimde yazdan kalma mücver resimleri olduğu için yeniden resim olayına girmedim..(zaten kızartma yaparken bi yandan resim çekmek benim gibi ''iğğğk!!elime yağ bulaştı !!''tarzında insanlar için yeterince zor))





bu mücverler, her sabah rutin olarak yaptığım yürüyüşün tam ortasında (ki yürürken bu zabah ne yapsam da bizimkilere bi değişiklik olsa diye düşünürken) aklıma geldi.(yürürken bile rahat yok ki))neyse aklıma düştüğü andan itibaren ayaklarım geriye saymaya başladı.döndüm eve;


üç kabağı soyup rendeledim(suyunu sıktım)


2 havucu aynı şekilde rendeledim


bahçede taze soğan yoktu ben de pırasa yapraklarını tırtıkladım ..doğradım


sonracıma dereotları da artık tohuma kaçmıştı ama tohumuymuş sapıymış köküymüş(yok kök abartı oldu))bakmadım topladım.onları da kattım malzemeye


Allahtan maydanozlarda bi sorun yoktu...


sonra 3 yumurta kırdım içine


yaklaşık 4 ya da 5 yemek kaşıgı da un ekledim içine


tuz,karabiber,hafif acı pulbiberini de ekleyip kaşıkla karıştırdım...kıvamı kaşıktan tavaya akacak şekilde olmalı.(kendinize göre küçük ayarlar yapabilirsiniz..)


karışımı ısıtıgım ve hafif (sıvı)yağladığım tavaya kaşık yardımıyla döktüm. henüz pişmeden spatula yardımıyla şekline şemailine çekidüzen verdimç.arkalı önlü kızarttım ve bir kahvaltıyı da böylelikle çeşnilendirdim))